16 Ağustos 2012 Perşembe

unutmak

unuttum dediğini unuttum dediğin an hatırlamış olmuyor musun?

unuttum dediğini unuttum diyerek unutmamaya devam etmiş olmuyor musun?

hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler. nisyanı beklemek gerek.

10 Ağustos 2012 Cuma

Korkma ben varim

Merhaba.

Bugün Murat Menteş'in Korkma Ben Varım isimli kitabını bitirdim, iki üç laf sokup gideceğim. Kitabı okumamış olanlar bence bu yazıyı da okumasın, çok spoiler yok ama kitabı okumayı planlıyorsanız kesin vazgeçersiniz bu yazıyı okursanız. 

2010 yazında yazarın diğer kitabı Dublorün Dilemması'nın büyük bir kısmını okumuş, kitabı bitiremeden Polonya'ya gitmiş, döndüğümde temizlik sırasında kitabın kaybolduğunu öğrenince kitabın son bölümünü okuyamamıştım. Okuduğum kadarıyla kitap çok akıcı gelmekle birlikte çok hoşuma gitmemişti. Bu mevzunun üzerinden yaklaşık 1,5 sene geçtikten sonra bir arkadaşımla kitap üzerine konuşurken arkadaşım "ya tamam fena kitap değil ama sanki biraz amerikan filmleri gibi değil mi?" diyince bende taşlar yerine oturdu. Hakikaten kitap bol kanlı, aksiyonlu ama ciddi bir mevzunun olmadığı amerikan filmleri gibi.  Bugün diğer kitabı da bitirince iyice emin oldum. Boş, şiddeti öven aksiyon filmi izlemeyi sevenler bu kitabı da sevebilir ama bence o tarz aksiyonlu film izlemeyi sevenler gider film izler niye bu kitabı okusun.

Bunun dışında kitapta beni rahatsız eden birkaç şey vardı: Birincisi ve en önemlisi, kitabın büyük kısmı aforizmalardan oluşuyor. Kitabın edebi herhangi bir derinliği yok, hatta adamların birbirlerini öldürmeleri dışında doğru düzgün bir olay da yok, hafiften paranormal bir iki şey var onun dışında da bir olay yok, vallahi yok. Aşk, cinayet, biraz da siyaset. Konu bilmediğimiz bir şey değil, anlatım tarzı desek o da orijinal değil. Aforizma yazılmasına çok itirazım yok ama edebiyatın aforizmaya indirgenmesinden rahatsızım. Aforizma yazmak istiyorsan bloga yaz, tivitıra yaz. Ünse ün, paraysa para. Edebi derinlik, dili iyi kullanma, kurguyu düzgün yapma, karakterleri derinleştirebilme gibi daha önemli noktalar var edebiyatta. Sadece aforizma yazabildiği için bir yazarın çok tutmasını anlayabilmiş değilim. 

İkincisi, kitapta çok fazla kadın karakter yok, olanlar da ya silik ya da kısa vadede kesin ölüyor. Ayrıca yazar subtext olarak değil bariz gözümüze gözümüze sokarak kadınları kötülüyor. "Erkek evlense de bekardır..." "Evlenilen her kadın bir gün kesin delirir." gibi rahatsız edici cümleler vardı. Bu tarz bir seksizm hiç hoş değil.

Üçüncüsü, haddinden fazla tekrar. Kitabın ilk bölümünde beş cümleden biri "bir çin atasözü der ki" tümcesinden oluşuyor ve bu beni aşırı rahatsız etti. Başka bir bölümde de belli bir tarihte olan şeyler art arda sıralanmış. Yazarın o kadar şeyi arayıp bulmasını takdir ettim ama okurken "öef eytere bea!" dedim. Zira anlattığı esas olaydan soğutan bir etkisi vardı o gereksiz tarihi şeylerin.

Dördüncüsü, kitaptaki karakterlerin isimleri. İsimler fonetik ve esprili olsun diye ne kadar absürt tamlama varsa onlardan seçilmiş. Hayati Tehlike, Atom Bombacıyan, Kader Güler-İnşallah gibi. Bu isimlerin absürtlüğü benim okumamı zorlaştırdı ama bu tarz çerez kitap okumayı sevenlerin hoşuna gider belki bilemeyeceğim.

Velhasıl 424 sayfalık kitapta Müntekim Gıcırbey'in mektupları ile 4-5 sayfa gerçekten çok iyiydi, gerisi fos.

Kitapla ilgili fikirlerimi goodreads'e değil de özellikle buraya yazdım. Neticede orası kamuya açık bir alan böyle bir yazı sert kaçabilir ve de okumaya niyetli olanları soğutabilir diye düşündüm.

İyi akşamlar.



7 Ağustos 2012 Salı

ha boyle.

bir ego savaşı var kesin. birileri diğerlerini kendi istegi doğrultusunda değişmeye ikna ediyor veya edemiyor. tüm olay bundan ibaret. değişmeye ikna edemeyince bir taraf çok üzülüyor öbür taraf kaldığı yerden devam
ediyor. ha ne oluyor da biri diğeri için değişmeye razı oluyor orasını bilemedim, bulamadım bir türlü.

değiştirmek değil belki ama hiç olmazsa bir farkındalık yaratılabilinseydi iyiydi. böyle pek hoşnut değilim ama böyle de oluyormuş.

"düzelir."