26 Ocak 2010 Salı

nelör oloyor?




kimseyi iplememeyi öğrenmek gerek galiba. ama yine de kimseyi iplemeyenleri görünce ben bi acayip oluyorum. mesela şu anda bi ev arkadaşımın arkadaşı iki günlüğüne kalmaya geldi eve. gerçi kızı ben önceden tanıyorum ama pek iyi anlaştığımız söylenemez. bu evde kalması için sorun değil tabi zira yatağımda yatmayacağına göre beni ırgalamaz. yatağıma sulanmamış olmasına rağmen sahip olduğu rahatlık bana battı açıkcası. zira kız sevgilisini alıp gelmiş ve şu anda mutfağı dağıtmakla meşgul. sevgilisini alıp gelmesi de bi noktada sorun değil ama haber vermesi gerekmez miydi ya? kapıyı açınca kız ve sevgilisiyle karşılaşmış olmak çok acayip değil mi? bi de sen zaten geçici olarak, misafir olarak geliyosun bu eve üstelik rica minnet bi de ne demeye sevgilini takıyosun ki peşine? ne tür bi rahatlık anlayamadım. aynı rahatlığın ürünü olarak bi de bana kapıyı açtığımda sen neden evdesin deme cüretini de gösterdi. buradan kendisini her yerinden öpüyorum.

pasif agresif



bıkkınlık. son birkaç ayımı özetleyen kelime bu. hem de kelimenin tam anlamıyla. ne ara ben bu kadar bıktım da şu hale geldim bilmiyorum. aslında biliyorum ama işime gelmiyo o yüzden üzerini kapatıyorum.
bi de öfke. hem de birçok şeye. tahammül sınırlarımın çok çok altında bi haldeyim ve her şeye öfkeliyim, yani birçok şeye. galiba en çok kendime öfkeliyim her şeye yansıtıyorum.
ama bi yandan düzgün gitmesi gereken birkaç önemli şeyin asla düzgün gitmemesi de bu öfkenin nedeni olabilir.
zamanla aram çok iyidir. çok sıkı-fıkıyız. her şeyi saatine göre yaparım. söz verdiğim her şeyi zamanında yapma gayretinde olurum her zaman. ben çok zamanına göre saatine göre yapıyorum her şeyi ve istiyorum ki çevremdekiler de en azından benim etkilenebileceğim şeyleri zamanına göre yapsınlar.
son 2 yılda taşındığım 5. evim. aslında pratikte 2. evim. diğer 3 evden bugün taşınıcam yarın taşınıcam geçici olarak kalıyorum minvalinde kalmıştım. ama yine de toplam bu 5 evin hatta 6 evin hepsinin bi düzeni bi ayarı vardı. hepsinden bambaşka şeyler öğrendim. bu evde zaman olgumu değiştirmem gerektiğini öğrendim. ama sanırım bi bunu değiştiremeyeceğim. diğer evlerdeki tecrübelerim dayanıklılığımı arttırdı, zaman zaman ayak uydurma babında değişmem gerektiğini gösterdi ama bu seferkini başarabileceğimi hiç sanmıyorum. işin kötü tarafı aynı zaman olgusunu şu andaki işim için de değiştirmem gerekiyor, yazılacak tezim için de aynı şeyi yapmam gerekiyor. evet gerekiyor.

gereklilik ömür boyu, ben zaman olgumu değiştiremicem ama değiştirmem yönünde düzenli olarak baskı hissedicem, bunu da pasif-agresif tonlarda yansıtıp durucam. herkes zararlı çıkacak muhtemelen en çok da ben.

ama bu pasif agresif dönemim şaka yollu giydirmeler şeklinde tezahür ettiği noktada keyife dönüşebiliyor tabi dozunda olduğu sürece. bu dönem böyle idare edicem gibi.

fotoğraf: http://bit.ly/7G2EIX

21 Ocak 2010 Perşembe

hayat ne tuhaf vapurlar filan


az önce nette öylesine dolaşırken uykusuz'un sitesine girdim sevdiğim uykusuzları tek tek ziyaret ettim. sıra barış uygur'a gelmişti. 28 haziran 2009 tarihinde bir yazı kaleme almış. 28 haziran 2009'un benim yaşamımda çok farklı bir anlamı vardır. aslında çok özel bi anlamı vardı ama anlam zaman içinde mutasyona uğradı ve sadece farklı olmakla yetinmek durumunda kaldı.

28 haziran gey-lezbiyen grubunun onur haftası içerisinde anılan önemli bir günmüş. ama konumuz bu değil. ve ben nedense tam da o günü seçmiştim istiklale gitmek için. o gün hem çok renkli ve çok yoğun bi kalabalık vardı başedilmesi gereken hem de 140 yıldır tıkır tıkır çalışan tünelin çalışmayası tutmuştu.

bazen insanın başına gelenler gelecek olanların teminatı oluyormuş. bugün tekrar bi şekilde barış uygurun yazısı sayesinde aydınlanınca daha iyi anladım. çok da acayip oldu.

sabah ilk uyandığımda, hayat ne tuhaf vapurlar filan diyesim tutmuştu bi anda. bi anlamı varmış demekki.

PS: fotoğrafı barış uygurun yazısından arakladım.
http://bit.ly/6IRLoy

16 Ocak 2010 Cumartesi

tespik böceği


blogger kendimi geliştiricem daha da büyücem diyerekten böyle bi yeni aksiyonlar yapmış işte yok efendim kaç adımda blogunuza ulaşma şeysi filan. ben de bu ne ya diye bi bakarken karıştırırken iki farklı gmail hesabım olmasından mütevellit 2006 yılında açtığım ve bikaç bişey karaladığım bloguma ulaştım. tabi ulaştımda ne oldu okudum ve sildim kendisini. okurken de aslında o zamandan bu zamana hayatımın akışı çok acayip değişmesine ve kişilik/davranış olarak da çok değişmeme rağmen duygusal olarak en ufak bir değişikliğin olmadığını farkettim.

toplumsal olarak bu bence böyledir. herkes tektir, kendine özgüdür bi tane daha yoktur, tıpkı DNA'da olduğu gibi ama işte hepimiz aynıyız bi yandan.

o değil de benim bu sosyalleşme olayım overrate oldu resmen onu napcaz? du bakalım hayırlısı.

13 Aralık 2009 Pazar

yalnızlık ömür boyu mu acaba?

aklına takılan bir konuyu tartışacak kimse bulamıyorsan yalnızsın demektir. ve bu duruma neden olan tek şey sen merkezli bir şey olmadığı için yapacak pek de bir şeyin yoktur. yine de elindeki olanakları değerlendirmeyi denemelisin.

aslında kendine bu kadar dalıp gitmişken yalnızlık bi noktada en iyi seçenek gibi görünüyor. ama her şeyi sadece kendine anlatarak sadece belli bir noktaya ulaşabilirsin, yeni ufuklara değil.

bu yüzden yalnızlık iyidir, yeter ki kronikleşmesin. zaten hayatımızın büyük bir kısmını yalnız geçirmeye mahkumuz, bu durumu daha da uzatacak davranışlardan kaçınmayı başarabilmeliyiz.

al sana hayati bi misyon.

en kısa zaman "mission accomplished" demek dileğiyle.

13 Ekim 2009 Salı

deneme deneme ses bir ki saund çek

Başrollerini Gwyneth Paltrow, Anthony Hopkins ve Jake Gyllenhaal'ın paylaştığı 2005 yapımı filmi izlemeye karar verdiğimde kendimle ilgili en enteresan keşiflerden birini yapmaya hazırlandığımı tabiki bilmiyordum. Anthony Hopkins'in canladırdığı matematik profesörünün kafayı kırmış olmasının yanında bir rahatsızlığı daha vardı. Graphomani. Graphomani yazı yazma hastalığıymış. Ben de filmi izleyince öğrendim bu enteresan hastalığı. Yani Anthony Hopkins'in canlandırdığı karakter kadar olmasa da bende de var buna yakın bir şeyler. Hem yazdığım zaman çok anlamlı şeyler yazamıyorum hem de yazmadan duramıyorum. Değişik bir hissiyat.

Esasen bu yazma aksiyonum birilerine ithafen yazarken hız kazandı ve fakat çeşitli sebeplerden ötürü yazdıklarımı ithaf edecek kimse kalmayınca blog tutmaya karar verdim. Bakalım nasıl oluyormuş bir deneyeyim yamulayım dedim.

Bu da blogumun giriş yazısı oldu kendiliğinden hadi bakalım hayırlı uğurlu olsun.