7 Mart 2010 Pazar

ayarsız şabloncu

valla bu son şablonla oynayışım diyorum ama yine bi kulp bulurum bunu da değiştiririm ben yakında. kıfsmet. mühim olan içerik şekil değil ama nası olsa tamamen kişisel eğlencem bu benim. biraz da şekliyle oynıyım. şekilci özenti genç olayım.

4 Mart 2010 Perşembe

geleceğe notlar-1

 
fotoğraftan da anlaşıldığı üzere fransızca öğrenmek istiyorum ya. o kadar merak ediyorum ki olursa o kadar olur. aslında bi arkadaşım istersem 3 ay içinde temel dilbilgisi babında bi şeyler öğretebileceğini geri kalanını da ezber gücüme dayalı olarak öğrenebileceğimi iddia etti hatta ispatlamak da istedi ama bunun için sürekli bi araya gelmemiz lazım onun için vakit planlaması yapmak lazım falan yer problemi var. dolayısıyla şu anda o ihtimal duruyo kenarda ama hayata geçemicek muhtemelen. ama bi şekilde iki cümle kurabilecek kadar bile olsa öğrenmek istiyorum. es keze muağğ diyebilmek istiyorum daha düzgününden magnefikğğ demek istiyorum. lisansı da yüksek lisansı da uluslararası ilişkiler bölümünden şey edince fransızca kökenli bi dolu kelime öğreniyosunuz tabi. bi arkadaşımla böyle fransızca kelime gördükçe (örn: statüko) kimbilir fransızca da ne acayip okunuyodur diyip duruyoduk. artık fransızcayla münasebetimi döner camına ekmek banan insan tipinden bol soslu iskender yeme boyutuna taşımak istiyorum. işalla dinimiz amin.

PS: bu post da geleceğe notlar serisinin başlangıcı olsun arada.

2 Mart 2010 Salı

the cave allegory




şu sıra iki değişik olayım var,

bir- bi isme karşı zaafım var nasıl oluyosa geliyo geliyo beni buluyo, bi acayip oluyorum.
iki-mavi gözlü siyah saçlı kadın olsun, erkek olsun genç-yaşlı-çocuk farketmez gidip onu da buluyorum. beğeniyosam kesin böyledir yani o kadar acayip bi seçicilik oldu kendiliğinden. bi yandan da lanet gibi bi şey. hatta zaman zaman üzücü şeylere doğru bi çağrışma eğilimi. neyse.

bi de zamanında teee lise yıllarından platonik aşklar vardı. en azından benim için lise ile sınırlı kaldı .çıkarsız, beklentisiz tam anlamıyla karşılıksız. bugün ondan oldu. hem bu hissi hissediyor olmaktan bi mutlu oldum hem de hala çok enteresan insanların var olduğuna inandım.

yani bir insanın sesi bu kadar mı cıvıldar yahu :) ayrıca benimki de enteresan. bi insan hiç tanımadığı bi insanla konuşurken sırf karşısındakinin ses tonu güzel ve bi de samimi konuştu diye mutlu olur mu? oluyormuş demekku.

24 Şubat 2010 Çarşamba

görmemişin konseri


sinemaya gitmek dışında herhangi bir eylem yapmayalı ne çok uzun zaman olmuş, bugünkü konserden sonra bunu anladım. hatta çok acayip gaza geldim haftasonu Marsis'in konseri var imiş, ona  da bilet aldım. karadeniz müziğiyle kazım koyuncu haricinde çok ilgili olmayan biri olsam da Faama ile horon tepicez eğlenicez iyi olucak. son bikaç ayımı geçiriyorum Bolu'da, ne yapacaksam yapayım havası da var biraz. kıfsmet tabi.

bugün gittiğim Sabahat Akkiraz konserine dair bazı şüphelerim vardı aslında ama neyseki hepsi boşa çıktı. birinci olarak Sabahat Akkiraz şahane sahnesi efenim böyle acayip gösterileri olan bi sahne performanscısı bi teyzemiz değil hatta kendi de dedi, sahnede türkü söylemeyi çok seviyorum ama  4 cümle üstüste kuramıyorum affedin gibisine. yani aç bilgisayardan dinle pek farketmez gibi bi yerleşmiş bi kanı vardı tabi bunları klasik konserleri için diyorum zira katıldığı caz festivallerindeki performansını dinleyebilmek isterdim. o yüzden gitsem mii gitmesem mi diye kaygı duydum açıkcası, ikinci olarak konser olayları genelde toplu ya da en az iki kişiyle yapılan eylemlerdir ben tek başıma gittim gitmeden önce ulan yalnız başıma ne edicem diye düşündüm ama en önden gayett şahane verim aldım.

yalnız kadının sesi o kadar duru ki, nasıl anlatayım bilemiyorum. aslında cazcılar tarafından keşfedilmezden önce sadece alevi müziği ile ilgili çalışmalar yapıyodu o açıdan tanıyanı edeni pek sınırlıydı .tabi sesi de alevi müziği ile sınırlıydı. cazcı abiler sağolsunlar kadını keşfedince o da kendi sesindeki değişik tonları keşfetti müzikal gelişimi inanılmaz ivme kazandı. kısa olmakla birlikte pek güzel dinleti oldu. 

ben de bi yandan türküleri dinlerken bi yandan onu düşündüm. aslında kadının sesi, söylediği türküler pek de konsere gitmiyor zaten bizimki de pek konser olmadı dinleti oldu koltuklarımızda oturduk dinledik. gerçi türkü konserlerinin klasiği olarak kadına zorla halay türküleri söylettiler bi beş dakika kadar ve rezalet derecesinde de saçma sapan halay çektiler ama onun dışında söylediklerinin tamamının klasik müzik ya da türk sanat müziği dinletilerinden hiçbir farkı yoktu.

geldiği yer bolu katıldığı organizasyon da çağdaş yaşamın yardım konseri olduğundan mütevellit genel olarak bilinen türkülerden söyledi. kendisiyle özdeşleşmiş pek bişi söylemedi. alevi müziğinden de birkaç türkü söyledi, en mühimi Tevhid'i söyledi. bi de "yar seni seven sevmesini bilmemiş"i söyleseydi çok daha şahhane olabilirdi benim açımdan.
ayrıca dinleti sırasında farkettim ki, enstürman çalan erkeklere karşı zaafım var benim. bir kez daha farkettim. ama ne kadar güzel çalıyolar ya böyle bir bütünleşiyolar içiçe geçiyolar gibi, böyle bi başka dünya gibi. sanki enstürman çalan adam daha romantik gibi. belki ondan zaafım. ama valla çok beğendim bağlamacıyı, sesi de çok güzeldi ayrıca.

bi de bi tane de şelpeci vardı, adam bir türkü de öyle bi çoştu öyle bi çoştu ki, bağlamanın akortu bozuldu. birkaç dakika öyle boş boş sahneye baktık adam düzeltmeye çalışırken. çok takdire şayan hareketler bunlar.

bi ara alevi müziğinin  yaygınlaşması ve çelişkileri ile ilgili bi şeyler karalayayım diyorum, Sabahat'i  beklerken aklıma bi de bu geldi, buraya not edeyim hayata geçirmesi daha kolay olur.

bolu'da yaşayan genç-yaşlı, kadın-erkek, konser olayından zerre anlamıyolarmış. birincisi organizasyonu düzenleyen gençler bok varmış gibi azcık hareketli bi türkü duyunca hemen bi hareketlendiler tam sahnenin önünde karmaşa halinde saçam sapan dans ettiler. bir sürü insanın dikkati dağıldı bi türkü boşa gitti resmen. salaksınız olum kabul edin.

ikincisi de konser başladıktan 15 dakika sonra, ki biletin üzerinde 18:00 yazıyodu 20 dakika geç başladı dolayısıyla da taahhüt edilen saatten 35 dakika sonra birkaç mal adam geldi teeee sahnenin en önüne indiler ve en ön koltuğun tamamını geçip arkaya doğru ilerlediler. adamlar koltuk numaralarını bilemeyecek kadar konuya yabancılardı ve üstelik süper geç kalmışlardı. madem o kadar geç kaldınız bari hiç gelmeyin ya da madem geç kaldınız ama illa gidicez diye tutturdunuz yeri bilen birine sorup arkalardan dolanıp bulaydınız niye ayaküstü podyum gibi dolaşıp geçtiniz gerizekalı mısınız.

bu da böyle bir konser anımdı. beatles'dan sonra gidip türkü dinlemek de pek sentez bi şey oldu. ama ruhumda var yapcak bişi yok.

23 Şubat 2010 Salı

bölük pörçük depreşken haller




  • önceleri yazmak için bahanelerim vardı hatta her yer dar bile geliyodu ama şimdilerde silmek için mazeretlerim var bi dolu hem de sınırsız bir deryanın içinde sınırlanmış bir halde.
  • birden bire beatles dinlicem ulan dedim iki albümünü birden indirdim. ingilizcesi de pek basit hoşuma gidiyor dinlerken dinlerken kendimi kraliçe elizabeth sanıyorum. 
  • insanların iletişim şekillerinin komplesine neredeyse kılım galiba. bu sıra sinir olmadığım çok az şey var demekki ben kendim bizzat sinir bozucuyum.
  • an education'ı izledim niye bu kadar yaygara kopardı anlayabilmiş değilim, böyle şeyler olunca kendimi mal gibi hissediyorum, herkes anlamış bi ben kalmışım anlamayan. yazık bana.
  • bazı bazı öyle oluyo ki, bi tek ben istanbulda yaşamıyomuşum gibi geliyo. bildiğin böyle geliyo. bi tek ben istanbul dışında yaşıyorum ve boşa yaşıyorum, istanbula gidemedikçe de böle gider gibi geliyo.
  • bugün bir kez daha yine yeni yeniden gerizekalı yerine kondum ama buradan da söliyim susuyosam konuşmamın bi anlamı olmayacağını düşünüyorumdur. sadece başkalarını üzmek için herhangi bi eyleme bile isteye girişmem.
  • yeni ev sosyalliği; tivi karşısında herkesin laptopunda bişiler yapıyo olması.tiksinç. mide bulandırıcı. böğkk.
  • bugün bana gelen mektup kızlar konuya yabancı olduğu için gizem havası yaratmış, akşam eve gelince sorguya çekildim,istedikleri cevapları alamadılar.
  • ne yapsam acaba diye düşünürken gün bitiyo, daha böyle ne kadar devam edecek bilemiyorum hiç.
  • umut sarıkaya'yı penguende okurken bazı yazılarını çok beğeniyodum ama sonra çok erkek-merkezli geldi aslında zavallılıkları anlatıyodu ama çok maskülen geliyodu niyeyse, şimdiyse pek çok çok beğeniyorum hatta yazılarında bazı bazı benim ismimi de kullanıyo nası hoşuma gidiyor bilemezsiniz.

21 Şubat 2010 Pazar

procrastination kovalasın he mi



kurstan sonra klasik bir procrastination haliyle geldim bakıyorum internetten birtakım belli sitelere. ilk önce bi yerlerden bi yerlerden blog baktım. kendi kendime dedim lan ne kadar mal kalıyorum ben bu insanların yanında, ne çok şey biliyo bu insanlar ben neden bu kadar bilemiyorum gibi. ve fakat ardından başka sitelere de baktım. ne kadar mal insanlar var ya, dedim bu sefer de. mesela adam arkadaşının doğum gününü kutlamış göya, bak ne diyor :"canım d. günün kutlu olsun" şimdi bunu görünce insan bi düşünüyo sen bir mal mısın d. günü nedir, alfabeden gün mü kutlanıyo d. günü, e. günü gibi. tamam çok kötü bi çağrışım zinhar espri olarak saymıyorum zaten ama yani ben böyle insanlar görünce zıvanadan çıkıyorum.

yani her şeyi bi süper kısaltarak kullanma olayına zaten kılım ben ama onu anlıyorum. mesaj atan bi gençliğin dili bu. adamın yeri dar mecbur kısaltıyo hoş, adamın düşünmeye vakit ayırma gibi bi alışkanlığı olmadığı için ne okuyo ne yazıyo ne sorguluyo mal gibi bildiğin. ama yani zaten bir cümle kurmuş bu adam ki çok ciddi bi harf sınırlaman da yok, e o zaman derler işte mal mısın arkadaşım diye. ki ben dedim.

tabi bu tür detaylara takılıyo olmamın ardında sanıyorum ki hissettiğim ilgi eksikliğinin moral bozukluğuna yol açmasının akabinde yapmam gerekenlere odaklanamıyor olmak ve her şeyi sonsuza değin bir erteleme çabası yatıyor. ama çok üzücü bence. yani yazılı organları bu kadar fazla kullananan gençlerin tamamının yazı yazmaktan bu kadar kaçarak koşmasını falan anlamıyorum ben bi türlü. kitap okuma alışkanlığımız hiçbirimizin yok onu eğitime filan bağlayabilirim yazmaktan kaçınmayı da kitap okumamamın kıçına bağlarım olur tabi, düşünmeyi öğrenemediğimiz için hiçbi vakit sorgulamıyoruz hiçbi şeyleri, sonra da kendimize yarattığımız alanın içine asla entellektüelitemizi geliştirecek şeyler koymuyoruz. koyun geldik koyun gidiyoruz. biri diğerinden iki cümle fazla kurunca ne çok ne uzun konuştun oluyor. valla zoruma gidiyo ya.

ben bu kadar cahilken benden daha cahil insanları hem de fırsatları daha fazla olan insanları gördükçe bileniyorum resmen.

Not: Yasemin Mori bana çalışıyor, bildiğin benim için albüm yapmış kadın, aylardır dinle dinle bıkmadım, tavsiye ederim her türlü.

18 Şubat 2010 Perşembe

serendipity mi what a pity mi?

 dün gece tekrar serendipity'i izledim. kelime anlamı aslında biraz totolojik ama yine de güzel. "beklenmedik şeylerin olması". tesadüfün romantiği olsa gerek.

yani adamlar nası böyle iki kişinin hayatını birbirine geçirmişler nası böyle bi umut dolu bi film anlatamam. eski romantik filmleri izlemeyi bu yüzden seviyorum tamamen imkansızı anlatıyolar nası olsa. sen de bakıp bakıp "ayyy ne romantik" diyosun, eğer düşünmeyi becerebilirsen "lan romantik iyi güzel de böylesi anca filmlerde oluru pekiştirmiyo mu şimdi bu" diye düşünebilirsin. bittabi onlara göre süt bana göre çukulata durumlar bunlar. hayattan bir türlü istediklerini alamamışların, alan insanları hor görerek kendini rahatlatma efekti de olabilir tüm bunlar. 

ama yine de romantik komedi hem eğlenceli hem romantiktir hem de seni alır başka bi yere götürür o yerde şu anda bulunmak istemediğin şeylerin hiçbiri yoktur. sen de yalandan da olsa gülümsersin hatta yer yer mutlu hissedersin. bir gün de beyle geçti dersin.

hazır filmi izlemiş ve zamanlama olayını şey etmişken, günlük hayatta dakik olmamla her şeye geç kaldığımı düşünmem arasında bi bağlantı var mı acaba diye düşündüm. bence kesin var. zaman mefhumu olmayan insanlarla bir arada olmaksa tanırının şahsıma özel bir laneti olsa gerek. bütün bunların üstüne bir de benim her şeyi sonsuza erteleme halim eklenince artık tadından yenmez bi şey çıkıyor ortaya. yine de bu memleket bizim bu hayat benim demek lazım, tadını çıkarmak, kıymetini bilmek lazım.

amelié'yi izlemeye niyetlenip serendipity'i izlemek de değişik oldu tabi bi yandan. artık bu gece de onu izlerim. biribirine ikame değil ama işte seredipitik durumlar filan.